Görmem gerekenleri Gördüren, duymam gerekenleri Duyduran, bilmem gerekenleri Bildiren, Yüce Allahımızın izni ile...
Vahdaniyet, yalnızca Ona ait olan bir kelime. "Bir, tek, yegâne, biricik" aklımıza gelebilecek olan teklik kelimeleri bile Allahın vahdaniyetini örneklemeye yetmez.
Görme : Allahû teâlanın görmesi bizden değil kendindendir ama bizim görmemiz onun gördürmesinden ve göstermesindendir. Eğer Allah bizden görmüş olsaydı her maddeyi atomuna kadar görmemiz ya da bir bakışta uzayın derinliklerine kadar görmemiz gerekirdi. Başka bir örnekte ise şeffaf olmayan bir maddenin arkasını ya da içini görmemiz gerekirdi. Demek ki anlıyoruz ki Onun görmesi farklı bizim görmemiz farklı. Bizlerin görmesi madde ile görmek yani gözlerimizle görmektir...
Duyma : Allahû teâlanın duyması bizden değil kendindendir ama bizim duymamız yine onun duyurmasından ve duydurmasındandır. Yine örneklersek, Allah bizden duymuş olsaydı bizimde aynı onun gibi her şeyi duymamız gerekirdi mesela üst kattaki komşumuzun telefonu çalıyor sesi yüksek olduğu için biz bile duyuyoruz ama konuşmaya başladığında duymuyoruz. Bir başka örnekte geçtiğimiz yerlerdeki evlerin içinde neler konuşuluyor ya da yanımızdan geçen arabada ne konuşuluyor duymamız gerekirdi ama mümkün değil çünkü onun duyması uzağın uzağındakini duymasıyla bile örneklemeye yetmez. Bizim duyduğumuz yalnızca ses titreşimlerini ayırt eden ve algılayan araç yani kulaklarımızdan duyduklarımızdır. Kısacası Onun duyması ile bizim duymamız kesinlikle aynı olamaz. Kulaklarımız, şimşek çakmasını bile saniyeler sonra duyan bir organımızdır. Rabbimizin duyması madde ile değildir anında ve her zaman duymaktır çünkü O zamandan ve mekândan münezzehtir...
Bilme: yüce Rabbimizin bilmesi bizden değil kendindendir. Bizim bilmemiz yine Onun bildiğini bildirmesindendir. Bizim bilmemizi örneklersek yalnızca birinden duyarak, gazeteden okuyarak, radyo ve televizyondan işiterek, internetten takip ederek ve bunların benzeri araçları kullanarak olabilir. Tabi yinede O bildirirse bilmiş oluyoruz. Allahû teâlanın bilmesine küçük bir örnek vermek gerekirse mesela geçmişte olmuş olanı, şu anda olmakta olanı ve gelecekte olacak olanı her yönünden eksiksiz ve noksansız en ince detayına kadar bilmesi desek yinede yetmez. Başka bir örnekte ise kavun ya da karpuz tarlasından herhangi birini seçelim olmuş ya da olmamış olduğunu ancak kestikten ve tattıktan sonra bilmiş oluyoruz ama Allahû teâla için bu çok basit. Hepsinin aynı anda içinin içini bile bilmesi Onun bilmesini örneklemeye yetmez.
Görmek, Duymak, Bilmek: Allahû teâla kalbleri hangi sıfatından biliyor? Kapalı bir kafesin içinde et huzmesi, kan pıhtısı ve kaslardan oluşan bir şey, kimine göre o dur kimine göre başka bir şey. Rabbimiz onu hem görüyor hem duyuyor hem biliyor nasıl oluyor diye düşünmenin anlamı yok çünkü O " Allah " zülcelâl celle celâlehû, sûbhanallah, elhamdûlillah…